Dönüşüm Çemberi

Dönüşüm Çemberi

Share

Gerçek dönüş Öz'edir.Öz ile düşünür,konuşur,yaratır hale gelmektir Dönüşüm.�

İnsanı mutluluğa götüren,hedeflerine ulaştıran bilgilerin ve bu konuda yapılan eğitimlerin paylaşım alanı...

02/09/2026

DENGEYİ HATIRLAMAK

Yaşamın temel özelliklerinden biri dengedir.

Beden bunu her an yapar. Isımızı, kan şekerimizi, hormonlarımızı, sıvı-elektrolit dengesini, bağışıklık yanıtımızı ve sayısız biyolojik süreci belirli sınırlar içerisinde tutmaya çalışır. Tıpta buna homeostaz diyoruz.

Bir sistem gereğinden fazla çalıştığında, yetersiz kaldığında ya da diğer sistemlerle uyumunu kaybettiğinde denge bozulmaya başlar.

Hastalıkların önemli bir bölümüne bu açıdan da bakabiliriz: sistemin dengesini kaybetmesi.

Çağımızın önemli hastalıklarından kanser bunun çok güçlü bir sembolüdür.

Kanser hücresi bir zamanlar bütünün parçasıdır. Bedenin düzeni içinde bir kimliği, görevi ve sınırları vardır. Fakat bir noktada sanki kim olduğunu unutur.

Bütünün düzenleyici sinyallerinden kopar.
Sınırlarını tanımaz.
Yalnızca çoğalmaya yönelir.
Ve sonunda kendisini yaşatan bütüne zarar verir.

Bir anlamda isyan eder.

İnsanlığın bugün Dünya ile ilişkisine baktığımda da benzer bir tablo görüyorum.

İnsan kendisini doğadan ayrı sanıyor. Toprağı tüketiyor, suyu kirletiyor, ormanları yok ediyor, diğer canlıların yaşam alanlarını daraltıyor ve bütün bunların kendi yaşamından bağımsız olduğunu düşünüyor.

Oysa biz bu sistemin dışındaki gözlemciler değiliz.

Sistemin içindeyiz.

Doğada da denge durağanlık anlamına gelmez. Yangın, ölüm, çürüme, yeniden doğuş ve dönüşüm doğal döngülerin parçalarıdır. Bazı ekosistemlerde doğal yangınlar bile yenilenmenin bir parçası olabilir.

Demek ki mesele her değişimi veya yıkımı kötü kabul etmek değildir.

Mesele düzeni ve dengeyi anlayabilmektir.

Bedenimiz için de aynı şey geçerli.

Beslenmemiz, hareketimiz, uykumuz, stresimiz, çevremiz ve yaşam biçimimiz biyolojimize sürekli bilgi verir. Epigenetik mekanizmalar da çevre ile genetik program arasındaki bu etkileşimin önemli yollarından biridir.

Bu nedenle sağlığı yalnız hastalığı bastırmak olarak değil, mümkün olduğunca bedenin yeniden denge kurabileceği şartları oluşturmak olarak görüyorum.

Ama bunun için sistemi tanımamız gerekir.

Bedenini bil.
Doğayı bil.
İçinde yaşadığın ekolojik sistemi bil.
Ve en sonunda:

Kendini bil.

Çünkü kendini bilmek yalnız “ben nasıl bir insanım?” sorusunun cevabı değildir.

Neyin parçası olduğunu bilmektir.

Belki “Kendini bil, Tanrı’nı bil” sözünün bir anlamı da burada saklıdır.

Tanrı’yı varoluşun kaynağı, düzeni ve bütünlüğü olarak düşünürsek; düzeni tanımadan bütündeki yerimizi de tam olarak tanıyamayız.

Ve düzene isyan her zaman bilinçli biçimde “isyan ediyorum” demek değildir.

Bazen bütünü görmeden yalnız kendi isteğimiz doğrultusunda yaşamak da bir isyandır.

Kanser hücresinin trajedisi burada benim için çok güçlü bir aynaya dönüşüyor:

Kendisini unutuyor.
Neyin parçası olduğunu unutuyor.

İnsan da unutabiliyor.

Ama hatırlayabilir.

Üstelik burada yalnız öğrenci değiliz.

Bedenimiz bizden öğreniyor; biz de bedenimizden öğreniyoruz.
Doğa bizden etkileniyor; biz doğadan öğreniyoruz.
Çocuğumuza öğretirken ondan öğreniyoruz.
Hastamıza yardım ederken bedenin bilgeliğinden öğreniyoruz.
Birbirimizi dönüştürürken kendimiz de dönüşüyoruz.

İnsan her durumda hem öğrencidir hem öğretmen.

Belki de insanlığın ihtiyacı yeni bir şey öğrenmekten önce, unuttuğu bir şeyi hatırlamaktır:

Kim olduğunu.
Neyin parçası olduğunu.
Ve kendi yaratımının bütünün düzeniyle uyumlu olup olmadığını.

Kendini bil.
Tanrı’nı bil.
Düzeni bil.

Çünkü dengeleri bozduğumuz ölçüde kendi dengemiz de bozuluyor.

Belki bütün dönüşüm, hiç ayrılmadığımız o bütünlüğü yeniden fark etmekle başlıyor.

Peki bütün bunların içinde dönüşüm nedir?

Bana göre en büyük dönüşüm, insanın dışarıdan başka bir şeye dönüşmesi değildir.

Gerçek dönüşüm, kendi özünün farkına varması ve o özü, kendisini yaşatan bu boyutta — burada, Dünya’da — açığa çıkarabilmesidir.

Çünkü insanın temel problemi belki de özünde ne olduğundan çok, özünden kopmuş olmasıdır.

Kim olduğunu unutmuştur.
Neyin parçası olduğunu unutmuştur.
Kendisindeki yaratım gücünü unutmuştur.

Bu yüzden dönüşüm aslında bir bakıma hatırlamadır.

Özünü hatırlamak…
Kaynağını hatırlamak…
Ve hatırladığını yaşama geçirmek.

Fakat yalnız hatırlamak da yetmez.

Gerçek farkındalık eyleme dönüştüğünde görünür hale gelir.

Sevgiden söz ediyorsan sevgiyi ilişkinde yaratırsın.
Birlikten söz ediyorsan diğer canlılara davranışında gösterirsin.
Dengeden söz ediyorsan bedeninle ve doğayla ilişkinde o dengeyi kurarsın.
Bütünlükten söz ediyorsan yaratımını yalnız kendin için değil, ait olduğun bütünle uyumlu hale getirirsin.

İşte benim Kur’an’daki “dönüş O’nadır” temasından anladığım şeylerden biri de budur.

O’na dönmek yalnızca bir gün fiziksel yaşamın sona ermesi değildir.

Kaynağın bilgisiyle yeniden bütünleşmek; o bilgiyle, o düzenle, o yasalarla uyum içinde yaşamaya ve yaratmaya başlamaktır.

Çünkü O’na döndüğünü nasıl gösterirsin?

Sözle değil.

Yaratımınla.

Bildiklerini nasıl yaşadığınla.
Gücünü nasıl kullandığınla.
Bir başka insana nasıl dokunduğunla.
Hayvana, ağaca, suya, toprağa nasıl davrandığınla.
Sana verilmiş yaşamı neye dönüştürdüğünle.

Belki insanın ulaşabileceği zirve de budur:

Özünü hatırlamak ve özündeki bilgiyi bu dünyada yaşayan bir gerçeğe dönüştürmek.

O zaman insan yalnız düzeni öğrenen değildir.

Düzenle birlikte yaratan olur.

Kendini bil.
Tanrı’nı bil.
Düzeni bil.

Sonra bildiğini yaşa.

Çünkü dönüşüm, bildiğin hakikatin sende ete kemiğe bürünmesidir.

Ve belki Dönüşüm Çemberi tam da budur:

Özden farkındalığa,
farkındalıktan seçime,
seçimden eyleme,
eylemden yaratıma,
yaratımdan yeniden Öze…

Dönüşümüz O’nadır.

Sevgiyle…

19/05/2026

İnsan, sınırlarından nefret ettiği sürece özgürlüğü bulamaz.

Çünkü yaşam;
kaosun değil,
uyumlu sınırların içinde çiçek açar.

Nehir yatağıyla akar.
Kalp ritimle yaşar.
Atom sınırla madde olur.

Ve insan…
Kendi sınırlarından bir “sır” yaratarak sonsuzluğa yürür.

İlişkiler ise bu yolculuğun aynasıdır.

Kaybet/Kaybet:
“Ben yanıyorsam herkes yansın.”

Kazan/Kaybet:
“Ben yükseleyim, sen küçül.”

Kaybet/Kazan:
“Ben yok olayım yeter ki sen varsın.”

Ve sonunda…

Kazan/Kazan:
“Sen büyürken ben de büyüyorum.
Çünkü aynı bütünün parçalarıyız.”

Hakiki bilinç;
başkasını ezmeden güçlenebilmektir.

Çünkü yolcu bilir:
Parçaya zarar veren,
aslında bütüne zarar verir.
Ve bütünü yaralayan,
eninde sonunda kendini yaralar.

Kendi cennetini inşa etmek istiyorsan,
önce ilişkilerindeki frekansı izle.

Çünkü insanın gerçek seviyesi,
en çok “birlikte kazanabildiği” yerde ortaya çıkar.

19/05/2026

DELİ & VELİ MANİFESTOSU

BÖLÜM 1: DELİLER SEMİNERİNDEN UYANIŞ

Herkesin bir kurtarıcıya, bir dogmaya, bir kutba ya da bir "Alfa Kanalına" körü körüne tapıp uyutulmayı beklediği bu küresel sahnede; ezberleri, hipnozları ve yapay promptları reddeden bir DELİYİM. Çünkü biliyorum: Fiziksel bedeni terk edince aniden aydınlanma yok! Dünyada uykudaysan, öte tarafta da sarhoş gibisin. Kendi robotunu hack'lemek ve programlamak senin sorumluluğundadır.

BÖLÜM 2: NÖTR GÖZLEMCİ VE VELİLİK

Sempati ve antipatinin 10 saniyede bir tetiklendiği o amigdala tuzaklarından çıkıyorum. Hayatı, sistemi ve karşına çıkan tüm şeytani dirençleri öfkeyle değil; kabullenerek, tam bir NÖTR GÖZLEMCİ soğukkanlılığı ve sevgi frekansıyla okuyan bir VELİYİM.
"Olmamalı" dediğin her an sistemin kısır döngüsüne (kendi kuyruğunu ısıran yılana) mühürlenirsin. İtirazı bırak, olanı olduğu gibi gör ve enerjiyi dikey sıçramaya çevir.

BÖLÜM 3: UÇAN DAİREYE AT BAĞLAMAKTAN VAZGEÇ!

Altımızda boyutları bükebilecek, uzay-zamanı aşabilecek muazzam bir kuantum teknolojisi (Merkaba / Öz Bilinç) var; ama insanlık şuur altındaki korkular yüzünden o uçan daireye at, eşek, inek bağlayıp tarlayı sürmeye çalışıyor!

Atı salıver: Hırsı, gücü, başkalarını geçme arzusunu bırak.

Tavşandan çık: Yüzeysel hazların, hızlı dopaminlerin, "talk-show" ciddiyetsizliğinin ötesine geç.

Kaplumbağayı kır: Değişime olan o konforlu direncini sonlandır.

1. MADDE: KENDİNİ BİL TANRI'NI BİL (TOPRAKLANMIŞ GERÇEK)

Sen hiçbir şey göründüğü gibi zannettiğin o kısıtlı kişilikten ibaret değilsin. Kişilik geçici bir modeldir. Eğer kendini belli bir sınırda bilirsen, o sınıra mahkûm olursun. Tasavvufun "Ben hiçim" bilinciyle, kuantumun "Ben her şeyim" realitesini kalbinde bir et.
İkiyi (0 ve 1'i, eril ve dişili, mantık ve sezgiyi) BİR ettiğinde, göklerin melekûtuna girersin. # # # AKTİF İÇSEL ALGORİTMAMIZ (PROMPT):

> "Tüm ikilikleri, öfkeyi, korkuyu ve ayrılığı gözlemliyorum; hepsinin bir bütünün parçası olduğunu kabul ediyorum. Nötr kalıyorum, yargılama yok. Kalbimden sevgi frekansını aktifleştirerek hepsini Bir'e dönüştürüyorum."

Kumanda masasında kimse senin yerine uçamaz. Marş basıldı, şalter kaldırıldı.

01/05/2026

Deli&Veli Manifestosu

26/02/2026

DÖNÜŞÜM
ÖNCE KENDİNİ YÖNETMEKLE BAŞLAR

Çünkü Sen Bir Evren Modelisin
Kendini yönetemeyen, dünyayı yönetemez.
Önce kendi mabedini inşa et.
Önce kendini inşa et.
Çünkü sen sıradan bir varlık değilsin.
Sen bir evren modelisin.
Galaksiler dışarıda neyse,
sinir ağların içeride odur.
Yıldızlar neyse,
hücrelerin odur.
Mikro bir kozmos taşıyorsun.
Kozmos İçeride Başlar
Senin beden evreninde düzen varsa,
sinir sistemin dengedeyse,
düşüncen berraksa,
gönlün uyanık ve sakinse…
Çevrende de düzeni görmeye başlarsın.
Kaos evrende değil;
kaos algıda başlar.
Gerçek varoluş düzen üzerine kuruludur.
Düzene kaotik bakışla nüfus edemezsin.
Otomatikten Manuele
Şu an evrenin otomatik çalışıyor.
Kalbin atıyor.
Hücrelerin bölünüyor.
Zihnin tetikleniyor.
Alışkanlıkların seni yönetiyor.
Sen otomatik kodları fark etmedikçe
robot modunda kalırsın.
Hakikat şu:
Seni otomatikte tutan modları fark ettiğin an
manuel başlar.
Ve manuel insan yaratıcıdır.
İlahi Düzen Nedir?
İlahi düzen,
senin bilinçle sürdürebildiğin düzendir.
Düzeni fark etmeden
düzenle birlikte akamazsın.
Ama düzenin akışını fark ettiğinde
o akışla birlikte yaratabilirsin.
Düzen üstüne yeni düzenler inşa edebilirsin.
Yaratan’la birlikte yaratmak budur.
Parça ve Bütün
Parça olduğunu fark ettiğinde
bütüne bağlanırsın.
Bütünle bağ kurduğunda
parçayı doğru konumlandırırsın.
Parçanın bütüne bağlılığını görmeden
ne kendini bilirsin
ne Tanrı’nı bilirsin.
Hakikat seni özgür kılar.
Ve hakikat şudur:
Kendini bil.
Kendini bilmek,
iç evrenini yönetmektir.
Gerçek İnsan
Gerçek insan olmak için gerçeğe ihtiyacın var.
Filtrelere değil.
İllüzyonlara değil.
Hazır kimliklere değil.
Hakiki insan bilgisiyle
hakikate yaslanarak
insanı yeniden inşa etmeye ihtiyacın var.
Sadece istemek yetmez.
İstemek,
farkındalıkla birleştiğinde güç olur.
Farkındalık,
sevgiyle birleştiğinde yaratım olur.
Son
Kendi iç evrenini yönetebildiğinde
dışındaki evren senin bir yansıman haline gelir.
Ve sen,
düzenle birlikte akan
ve yeni düzenler yaratan insan olursun.
Kendi evrenini yönet; kozmos zaten seninle birlikte akacaktır.
“Hakikatle hizalanan insan, yaratımın ortağı olur.”

Photos from Dönüşüm Çemberi's post 24/02/2026

2️⃣ 📘 İNSANLIK BİLİNCİ BEYANI
Sevgi Merkezli Medeniyet Taslağı
Yazar: Dr. Ali Ünal Yılmaz
Tarih: 24 Şubat 2026
GİRİŞ: PARÇA VE BÜTÜN BİLİNCİ
Bu metin bireysel bir ideolojik manifesto değil,
insanlığın kolektif deneyiminden süzülmüş bir bilinç önerisidir.
İnsan hem bireydir hem bütündür.
Toplumsal sistemler de bireylerin bilinç seviyesinin yansımasıdır.
Dolayısıyla reform dışarıdan değil, bilinçten başlar.
I. MERKEZ İLKE: SEVGİ
Eric Fromm’a göre sevgi;
ilgi, bilgi, sorumluluk ve saygıdır.
Bu dört unsur:
Etik temelin
Demokratik denetimin
Ekolojik duyarlılığın
Toplumsal adaletin
zeminini oluşturur.
Sevgi olmadan sistemler teknikleşir,
insansızlaşır.
II. DENETLENEBİLİR DEMOKRASİ
Temel ilkeler:
Dokunulmazlıkların kaldırılması
Şeffaf yönetim
Dijital çağda sürekli halk katılımı
Güç dağılımının dengelenmesi
Bertrand Russell’ın güç analizi göstermiştir ki,
güç denetlenmediğinde yozlaşır.
III. EKOLOJİK ANAYASA
Ekolojik sistemler ulusal değil, gezegensel varlıklardır.
Temel ilkeler:
Doğa tahribatına karşı uluslararası sorumluluk
Sürdürülebilir üretim zorunluluğu
Emanet bilinci
IV. PUTLAŞTIRMA KRİTİĞİ
Tarihsel olarak:
Firavunlar
Totaliter rejimler
İdeolojik fanatizmler
gücün putlaştırılması sonucu ortaya çıkmıştır.
En büyük sapma,
insanın sınırlı olanı mutlaklaştırmasıdır.
V. EĞİTİM VE BİLİNÇ
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
Ezberci değil, sorgulayıcı eğitim.
Felsefi ve etik temelli müfredat.
Kültürel sentez yaklaşımı:
Yunus Emre
Mevlana
Konfüçyüs
Lao Tzu
Süleyman’ın Meselleri
Modern düşünürler
VI. CEZA ADALETİ YERİNE DÖNÜŞÜM ADALETİ
Modern ceza sistemleri çoğunlukla izolasyon temellidir.
Yeni model:
Rehabilitasyon
Toplumsal entegrasyon
Psikolojik destek
Onarıcı adalet
SONUÇ
Sevgi merkezli,
denetlenebilir,
ekolojik temelli,
bilinçli bir medeniyet modeli mümkündür.
Bu metin bir başlangıçtır.
Bir parça bilinçten bütünsel bilince uzanan bir çağrıdır.
Dr. Ali Ünal Yılmaz
24 Şubat 2026

13/02/2026

🌍 Evrensel Barış Manifestosu – Ateş Atı Yılı Başlangıcı
Bir; bir olan,
sonsuz ve sınırsız olandır.
Bir gezegen…
Bir insanlık…
Bir kalp alanı.
17 Şubat’ta başlayan Ateş Atı yılı;
bizi ayrışmanın değil,
birleşmenin ateşiyle sınar.
Barış;
zayıflık değil,
yüksek bilinçtir.
Barış;
pasiflik değil,
iç dengeden doğan güçtür.
Her insanın kalbi,
Dünya’nın manyetik alanıyla
sessiz bir uyum içindedir.
Biz sakinleştikçe,
gezegen dengelenir.
Biz affettikçe,
kolektif alan yumuşar.
Ve bu topraklardan yükselen bir ilke,
bugün hâlâ insanlığın pusulasıdır:
Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüyle;
“Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Bu söz;
sadece diplomatik bir ifade değildir.
Önce iç dünyanda barış…
Sonra ailende…
Sonra toplumunda…
Sonra insanlıkta…
İçindeki çatışma çözülmeden
dışarıda barış kurulmaz.
2026;
iç barışı inşa edenlerin
dünya barışına katkı sunduğu bir yıl olsun.
Sınırların değil,
vicdanın yükseldiği…
Kimliklerin değil,
insanlığın konuştuğu…
Ateş Atı yılı;
öfkeyi değil,
bilinçli cesareti büyüten bir ateş olsun.
Gücü üstünlük için değil,
korumak ve birleştirmek için kullandığımız
bir bilinç sıçrayışı olsun.
Çünkü barış;
bir anlaşma metni değil,
bir bilinç halidir.
Ve o bilinç;
“Bir”in hatırlanmasıyla başlar.
Bir dünya.
Bir insanlık.
Bir kalp.
Ve barış;
önce kalpte,
sonra yurtta,
sonra cihanda.

13/02/2026

Sevgi ile birlikten öz değişim ve adil güç doğar.

TR 🇹🇷
Bu bir ideoloji değil.
Bu bir suçlama değil.
Bu bir çağrıdır.
Earth Union Dünya Birliği,
güç yerine etiği,
çoğunluk yerine uzlaşmayı,
insan merkezcilik yerine yaşam merkezli bir dünya anlayışını savunur.
Yerel kimlikler küresel sorumlulukla çelişmez.
Aksine, birbirini tamamlar.
Dünya hepimizin.
Gelecek ortak sorumluluğumuz.
EN 🇬🇧
This is not an ideology.
This is not an accusation.
This is an invitation.
Earth Union is a vision advocating
ethics over power,
consensus over domination,
and life-centered governance.
Local identities do not contradict global responsibility.
They complete it.
One Earth.
A shared future.

13/02/2026

**A THESIS-STYLE GLOBAL STATEMENT
FROM A WORLD CITIZEN
ON DEMOCRACY, UNITY, AND THE COMMON GOOD**
I am writing this not to accuse any country, leader, belief system, or political structure,
but to share my personal perception and constructive contribution
as a human being concerned with the future of our shared world.
I consider myself a world citizen —
someone trying to improve their own life, their immediate environment,
and the broader human field they are part of.
National borders, political systems, and governance models
are temporary arrangements.
What is permanent is our shared humanity,
our collective responsibility,
and the future we leave to the next generations.
Today, most countries that shape global decisions
are influenced by religious or philosophical traditions —
Christianity, Islam, Judaism, Buddhism, and others.
Different languages, different symbols — yet the same core message:
The ability to distinguish right from wrong,
to establish order,
to protect justice,
and to respect human dignity.
Science tells us the same story.
At the most fundamental level, we are all made of atoms
and subatomic particles.
What appears separate is, in essence, born from the same source.
This leads to a fundamental question:
Why do we still insist on governance models
based on majority domination and minority exclusion,
despite our growing awareness and technological capacity?
On the Balance Between the Part and the Whole
A healthy system cannot exist
by sacrificing individuals for the sake of an abstract “whole,”
nor by allowing parts to exploit the whole for short-term gain.
Sustainable governance requires:
respect for the individual,
responsibility toward the collective,
and the understanding that these are complementary, not opposing forces.
Any claim of “representing the whole”
loses legitimacy the moment it stops listening to its parts.
Democracy and Decision-Making
Many modern democratic systems function technically,
yet fail ethically and psychologically.
Why?
Because decision-making power is often detached from:
knowledge,
ethical capacity,
and responsibility awareness.
This is not a moral accusation —
it is a conclusion supported by psychology, sociology, and systems science.
Majority-based power systems:
may generate authority in the short term,
but gradually erode trust, cohesion, and collective well-being.
Human behavior consistently shows that:
Pleasure derived from others’ suffering is temporary.
Well-being arising from shared benefit is lasting.
This is not ideology —
it is a scientific and psychological reality.
Not Elimination, but Conscious Transformation
No major belief system advocates the elimination of those who make mistakes.
Christianity, Islam, and other traditions converge on one principle:
The goal is not destruction,
but discernment, correction, and transformation.
The real problem is not the existence of wrongdoing,
but systems that reward unethical behavior.
A New Global Approach Is Possible
For the first time in human history, we possess:
global communication platforms,
digital participation tools,
data, science, and feedback mechanisms.
For the first time,
collective decision-making beyond coercion is technically possible.
This does not imply a centralized “one-world government.”
It implies a locally grounded, globally coordinated model
based on reason, compassion, and scientific insight.
Local administrations remain close to their people.
Global coordination emerges from shared principles,
not imposed authority.
A Reflection Directed to Global Powers
No nation exists in isolation.
The well-being of one country
cannot be separated from the well-being of the world.
As stated by Mustafa Kemal Atatürk:
“Peace at home, peace in the world.”
Peace begins internally —
within individuals, societies, and institutions —
through education, compassion, and ethical responsibility
before power and dominance.
When a country chooses justice within itself,
it contributes to peace beyond its borders.
Conclusion
This is not a utopia.
It is a delayed maturity call.
Not more power.
Not more control.
Not more division.
But:
More understanding.
More shared responsibility.
More collective wisdom.
I sincerely believe that:
as awareness grows,
as systems become transparent,
as decisions prioritize the common good,
not only those who feel oppressed,
but also those currently holding power
will experience deeper and more sustainable well-being.
True harmony does not arise from another’s loss,
but from shared flourishing.
I offer this not as a demand,
but as an invitation.
We can make the world more beautiful — together.

Want your business to be the top-listed Gym/sports Facility in Istanbul?

Click here to claim your Sponsored Listing.

Location

Telephone

Address


Istanbul
34145